Vücudunuzu Sevdiğiniz İçin Egzersiz Yapın, Sevmediğiniz İçin Değil

Düzenli olarak egzersiz yapmak çoğumuzun isteği, hedefi.

Hatta belki de her sene başında belirlediğimiz hedefler listemizde her zaman olan ama birkaç hafta içinde ilk devre dışı kalan yegane hedef.

Pek çoğumuzun, özellikle biz kadınların bu hedefi koyarken ki çıkış noktası genelde vücudumuzla ilgili mutsuzluklarımız, kurtulmaya çalıştığımız bölgeler.

Kimimiz için karnımız, kimimiz için kalçamız, kimimiz için bacaklarımız, kimimiz için selülitlerimiz, kimimiz için de hepsinden biraz.

Yani aslında çoğumuz vücudumuzla ilgili sevmediğimiz şeyleri değiştirmek için egzersiz yapmayı hedefliyoruz, sağlık vs biraz işin bahanesi.

Dolayısıyla aslında hiç farkında olmadan daha baştan vücudumuzla, sporla ve egzersizle ilgili olumsuz ilişkilendirmelerle bu yola çıkıyoruz.

Ve de seveceğimiz, eğleneceğimiz, keyif alacağımız egzersiz aktivitelerini seçmek yerine, sırf vücudumuzu istediğimiz şekle sokma potansiyeli yüksek olduğu için çok da istemeden kendimizi zorlayarak yapacağımız egzersiz aktivitelerini seçiyoruz.

Durum bu olunca da genelde 2 yöne gidiyoruz:

  1. Ya 3-5 kere veya 3-5 hafta gittikten sonra motivasyonumuz düşüyor ve “hayat telaşı, yoğunluk, vakitsizlik vs” gibi bahanelerle kaçmaya başlıyoruz, birkaç kere gitmeyince de zaten genelde tamamen yoldan çıkıyoruz, kendimizi iyice kötü hissediyoruz.
  2. Ya da işin en kötü tarafı, devam ediyoruz ama ne kadar kilo versek de, ne kadar karnımız, kalçalarımız, bacaklarımız incelip sıkılaşsa da yine de hala sevmediğimiz birşeyler bulmaya devam edip (insan doğası) ne yaparsak yapalım vücudumuzdan mutlu, tatmin, onu seven, kucaklayan hale gelemiyoruz, yine mutsuz oluyoruz.

İnternette gezerken karşılaştığım bu söz de, işte tam bu yüzden çok dikkatimi çekti ve sizinle de paylaşmak istedim.

Diyordu ki:

“I work out because I love my body, not because I hate it”.

Vücudumu sevdiğim için egzersiz yapıyorum, ondan nefret ettiğim için değil”.

Ve daha okur okumaz sanki “ermiş” edasıyla içimde bir huzur, bir hafifleme, bir özgürleşme hissettim.

Çünkü bu yazıyı yazdığım an itibariyle yıl 2017, ben 40 yaşındayım ve artık “sıkıldım”.

Gerçekten SIKILDIM. Gerçekten YORULDUM, Gerçekten YETER.

Ergenliğimden bu yana kendi içimde vücudumun hep beğenmediğim taraflarına odaklanmaktan, eksik, yetersiz ve çirkin hissetmekten sıkıldım, yoruldum ve hakikaten yeter.

Doğum yapmadan önce de beğenmezdim, doğumdan sonra gelen değişimlerle zaten dengeler iyice bozuldu. Gergin bölgeler gevşedi, büyük kalmasını istediğim yerler küçüldü, küçük kalmasını istediğim yerler büyüdü (mesela ayaklarım), başka biryerler sarktı vs. Varis konusu sağolsun o ayrı bir boyut katıyor olaya zaten yıllardır.

Çevrem bana der ki, Ahu ne kadar zayıfsın, nasıl böyle zayıfsın.

Onlara göre zayıf, bana göre kilom normal, gayet sağlıklıyım ve iyi hissediyorum ama zayıf görünmek demek, fit olmak, enerjik olmak veya vücudunuzunun ideal diye tanımlanan belli ölçülere uygun olduğu anlamına gelmiyor.

Kimi kalçası daha dar olsun ister, ben de daha geniş olsun isterim, biraz daha feminen kıvrımlar isterim, ama siparişle olmuyor bu işler. Yani bir bölümü doktorlara siparişle oluyor ama onu da en azından şu an için ben istemiyorum.

Hoş beni çok da mutsuz edecek kadar kafaya taktığımı söyleyemem ama ne kadar bilinçli olarak düşünmesem, odaklanmasam da biliyorum ki aklımın arka taraflarında bir yerde bu düşünceler vıdı vıdı etmeye yıllar boyu devam etti ve ben artık onları da istemiyorum, gerçekten İSTEMİYORUM.

Şurada geldik gidiyoruz, ömür dediğin göz açıp kapayıncaya kadar geçip gidiyor zaten, vücudum öyle görünse ne olacak, böyle görünse ne olacak?

  • Ne kendimi daha fazla sevmemi sağlayacak (eğer sağlıyorsa orada ayrı bir sorun var zaten, kendimi sevmemi dış koşullara bağladığım noktada ayvayı yerim, ömür boyu mutsuzluk)
  • Ne kocamın, çocuklarımın, ailemin ve arkadaşlarımın beni daha fazla sevmesini sağlayacak
  • Ne işimi daha iyi yapmamı sağlayacak
  • Ne bana daha fazla para kazandıracak
  • Ne dünya barışına ve çevre sorunlarına katkısı var

Görsel güzellik tüm mutluluğun ve başarının cevabı olsaydı zaten bu kadar dünya güzeli binlerce fıstık gibi model, manken dünyanın en mutlu insanları olurlardı.

Halbuki onların çoğu vücutlarıyla ilgili belki de hepimizden daha kompleksliler çünkü belli kriterlerde görünmek için üzerlerinde büyük bir baskı var, onlar da iş hayatında başarısızlıklar yaşayabiliyor, onlar da para sıkıntısı çekiyor, onlar da aldatılıyorlar, onlar da terk ediliyorlar veya boşanıyorlar.

Baklava karınlar, sıkı kalçalar, ince uzun bacaklar, dolgun dekolteler onları da kurtarmıyor.

Eeeee, ben deli miyim o zaman, zaten şurada üç kuruşluk huzuru mumla aradığımız hayatta kafamı bunlara niye yorayım, zamanıma, enerjime yazık, İSTEMİYORUM, nokta!

Ama onun yerine NE İSTİYORUM biliyor musunuz?

Benim bu hayatta fiziksel olarak varolmamı sağlayan, bir nevi belki de hiç değişmeyecek ilk, tek ve son evim olan ve bana bugüne kadar elinden geldiğince yapmak istediğim şeylerde destek olan vücudumu olduğu gibi sevip, hem de çok sevip, ona çok iyi davranmak, ona elimden geldiğince iyi bakmak, onun için şükretmek, onu bol bol takdir etmek, güzel şeyler söylemek, pohpohlamak istiyorum.

Çünkü o kendini iyi hissettiği sürece ben de iyi hissedeceğim, iyi olacağım.

Ona iyi bakmanın, kendini iyi hissedebilmesinin temel taşlarından biri de “DÜZENLİ OLARAK HAREKET ETMEK”.

Buna çok ihtiyacı var.

Buna ihtiyacı olmasının sebebi, ben daha iyi görüneyim, herkes beni daha çok beğensin diye değil; toksin ve stres atması, sistemlerin ve organların daha sağlıklı işlemesi, güçlü kalması, enerjik hissetmesi, pozitif hissetmesi ve tüm bunlar sonucunda da kendini daha iyi hissetmesi ve dolayısıyla bana da KENDİMİ İYİ HİSSETTİRMESİ için ihtiyacı var.

Çünkü vücudum düzenli hareket sonucu iyi hissettiğinde:

  • Daha enerjiğim
  • Daha pozitifim
  • Daha huzurluyum
  • Daha sakinim ve sabırlıyım
  • Daha verimliyim
  • Daha netim ve kararlıyım
  • Daha az şikayetçi ve daha çok problem çözücüyüm
  • Daha kolayım, daha keyifliyim...

Tüm bunlar da benim hem kendimle olan ilişkimi, hem de çevremle olan ilişkimi inanılmaz pozitif yönde etkiliyor, yaşam kalitemde ve mutluluk seviyemde müthiş fark yaratıyor.

İşte ben bu yüzden düzenli olarak hareket etmek istiyorum, vücudumu sevdiğim için, dolayısıyla da kendimi sevdiğim için.

Ve bunun her baharda yazın bikinimde fit görünmek adına yani yüzeysel bir sonuç elde etmek adına başladığım ve o hedefe ulaşınca da bıraktığım geçici bir aktivite olmasını istemiyorum.

Günlük, haftalık, sürekli devam eden bir yaşam tarzı olmasını istiyorum.

Yani sürdürülebilir olması çok önemli.

Sürdürülebilir olması için de 3 şey lazım:

1. Keyifli olması

Sürünerek, ayaklarım geri geri giderek, gitmemek için bahaneler yaratmaya başladığım aktiviteler değil; tam tersi oh sonunda bitti diye sevinmediğim, tam tersi sonunda bitti diye üzüldüğüm ve tekrar yapmayı iple çektiğim birşeyler olmalı. Benim için mesela bu kulağıma kulaklığımı takıp bazen müzik bazen de kişisel gelişimle ilgili kayıtlar dinleyerek yürüdüğüm zamanlar, bu kadar basit. Bazen sitenin etrafında, bazen de spor salonunda. Sizin için bambaşka birşey olabilir.

2. Gerçekçi olması

Aylardır hatta yıllardır egzersiz yapmamanın ardından birden bire gaza gelip, ben bundan sonra haftada en az 3 gün 1,5 saat spor yapacağım şeklinde konulan hedefler sonunda hayal kırıklığı oluyor. Hareket etmenin azı çoğu yok, illa belli bir sıklıkta ve sürede yapmaksak kıymeti yok diye birşey yok. Ne yapsak kardır. Bu kimisi için haftada 3 kere mahallesinde, sitesinde 15 dakika yürümek olabilir, kimisi için haftada 1 kere 1 saat spor salonuna gitmek veya evinde yürüyüş bandında yarım saat yürümek olabilir. Neyi ne kadar yaptığınızı küçümsemeyin lütfen yeter ki az çok düzenli mümkün olduğunca birşey yapın.

3. Pratik olması

Yapmayı seçtiğiniz aktiviteler lojistik olarak sizi zorlamayacak, sizi strese sokmayacak, günlük hayat düzeniniz içine kolay ve doğal şekilde yerleşebilen aktiviteler olmalı ki, sürdürebilme şansınız olsun. Hem egzersiz yapmak demek illa spor salonuna gitmek demek değil. Sonuçta amacımız mümkün olduğunca sık vücudumuzu hareket ettirmek. Bu evet bazen 1 saatlik kanter içinde kalacağımız sıkı bir yürüyüş de olabilir ama bazen de asansör yerine merdiven kullanmak olabilir, evde müzik açıp çoluk çocuk zıplayıp dans etmek olabilir, arabayı uzağa parkedip yürümek olabilir, yani istedikten sonra gün içinde illa hareket etmenin pratik bir yolu bulunur.

Bu arada bu üçünün olması demek illa bundan sonra ömür boyu kesintisiz egzersiz yapmanızın garantisi de değil, hepimiz insanız, bazen düzeni kurarız, bir süre harika gider, sonra bir iki kere düzeni bozarız, sonra basiretimiz bağlanır, bir bakmışız yine ipler kopmuş.

Ama hiç önemli değil, mükemmellik aramıyoruz biz burada, hani hep diyorum ya hayat felsefem “iki ileri, bir geri ama tekrar ileri”.

İşte bu da öyle birşey.

Belki bir dönem gelir, o sebep, bu bahane basiretiniz bağlanır, “geri döneminde” takılırsınız bir süre.

Ama sonra yine bir an gelir ki, vücut ve ruh bas bas bağırmaya başlar, “yeter artık beni çok ihmal ettin, kendimi iyi hissetmiyorum, daha çok hareket etmeye ve yaşadığımı hissetmeye, enerjiye ihtiyacım var, ne yap et, tekrar tut ucundan, küçük de olsa başla biryerden, tekrar ileri dönemine geç” der.

İşte o zaman da bize düşen ondan özür dileyip, onu ne kadar sevdiğimizi ve varlığı için müteşekkir olduğumuzu hatırlatıp, tekrar keyifli, gerçekçi ve pratik hareket düzenimize ilk adımı atmak olur.

Sevgilerimle

Ahu

Close