Kardeş Kıskançlığını Tetikleyen 3 Kritik Davranışımız

İkiz kızlarım var, inanın bana söz konusu kardeş ilişkileri olunca bu konuda neredeyse doktoramı yaptım ve hala yapıyorum desem yeridir.

Rekabet ve kıskançlık, özellikle daha küçük yaşlarda genelde kardeş ilişkilerinin doğasında var.

Arada sırada fiziksel ve duygusal olarak zarar verici dozda olmayan kıskançlıklar, rekabet, anlaşmazlıklar ve çatışmalar oldukça normal, hatta ilişki yönetimini öğrenmeleri adına oldukça sağlıklı.

Ancak bu çatışmaların ailenin genel huzurunu etkileyecek kadar sık ve şiddetli olduğu durumlar ailenin tüm bireylerini olumsuz etkileyebiliyor.

İşin ilginç tarafı biz ebeveynler farkında olmadan bize çok doğal gelen bazı davranışlarımızla, zaten ilişkinin doğasında olan rekabet ve kıskançlığı daha da tetikliyoruz. Yani bir nevi yangına körükle gidiyoruz.

İşte ebeveynler olarak kardeş ilişkilerini olumsuz etkileyen yangına körükle gittiğimiz en yaygın 3 davranış:

1. Karşılaştırma yapmak

“Bak hiç kardeşin böyle yapıyor mu?” veya “Bak ağabeyin ne güzel yiyor, hadi sen de ye” ve benzeri cümleler kardeş ilişkilerini olumsuz yönde etkileyen en önemli unsurlardan. Dediğim gibi rekabet ve kıskançlık zaten ilişkinin doğasında varken, kardeşleri en masum cümleler ile bile birbirleriyle mukayese etmek bunu daha da olumsuz yönde tetikleyebiliyor.

İkiz annesi olarak en büyük sıkıntım iyi niyetli yabancıların çocuklara, “Hanginizin dersleri daha iyi, hanginiz daha akıllı, hanginiz daha uzun vs” gibi içinde ciddi mukayese barındıran sorularla yaklaşıyor olması. Ben de çocuklarımı korumak adına kibarca müdahale etmek durumunda kalıyorum bu kişilerin bana bozulmaları pahasına.

Ama en azından bu durumu aile içinde yönetmek bizim kontrolümüzde olduğu için çok daha kolay. Biz elimizden geleni yapalım da, artık başkalarını idare ederiz.

2. Etiketlemek

Çocuklarımıza farkında olarak veya olmadan yapıştırdığımız sözlü ve sözsüz etiketlerin olumsuz etkilerini “Şu Etiketleri Kopartıp Atalım Artık” yazımda detaylıca anlatmıştım. Söz konusu kardeş ilişkileri olunca “etiketler” daha da kritik bir rol oynuyor.

Çocuklarımızı büyük olan çok zeki, küçük olan çok yaramaz veya oğlum çok sportif, kızım çok sorumluluk sahibi gibi etiketler yapıştırdığımızda ister istemez diğeri kendisine bu özelliğin varolmadığını varsayıp kendini eksik hissedebiliyor.

Bir de üstüne kendisine biçilen rolün hakkını vermeye çalıştıkça üzerinde bir baskı oluşuyor çünkü rolünün hakkını veremezse sanki varoluşu ve kimliği tehlikeye girer duygusu oluşabiliyor bilinçaltında. Örneğin, benim oğlum çok “sportif” etiketini benimseyen bir çocuk spor alanında çok iyi olmak için üzerinde görünmeyen bir baskı hissedebilecekken, diğer kardeş de kendisinin spor konusunda yetenekli olmadığı varsayımını hissedebilir.

Olumlu veya olumsuz onları tanımlayan etiketlerden mümkün olduğunca uzak durmakta fayda var.

“İkiz” etiketini bile kullanmak beni çoğu zaman rahatsız ediyor, mümkün olduğunca az kullanmaya çalışıyorum ancak bazen kaçış yok. Yine de elimden geldiğince ikiz yerine kardeş, kızlar, çocuklar kelimelerini kullanmaya çalışıyorum ki kendilerini ikiz olmanın dışında, birer birey olarak algılasınlar. (bu paragraf pek iyi bir örnek olmadı farkındayım!)

3. Kurban ve saldırgan rollerini pekiştirmek

Belki biz pek farkında değiliz ama birçoğumuz çocuklarımızın anlaşmazlıklarında hakim veya jüri rolünü üstleniyoruz. Kim haklı, kim haksız hükmünü genelde yine biz verip kardeşlerden birisini saldırgan, diğerini de kurban ilan ediyoruz.

Mesela biri diğerinin oyuncak kulesini devirdiyse, devirene “saldırgan” muamelesi ile sert davranırken, mağduriyet yaşayana “kurban” muamelesi ile öpücükler, kucaklamalar, teselliler ile korumaya çalışıyoruz. Bu şekilde hakim/jüri olarak adil davrandığımıza ve görevimizi yaptığımıza inanıyoruz.

Fakat bu yaklaşım iki çocuk için de pek iyi olmayabiliyor.

Kurban rolünü üstlenen çocuk bizden gördüğü bu ilgi karşısında bunu bir manipülasyon stratejisi olarak kullanmaya başlarken, saldırgan muamelesi gören de kendini güçlü hissedip yine davranışlarını tekrarlamaya devam edebiliyor veya daha da kötüsü kardeşinin tarafının tutulduğunu hissedince, kardeşine karşı olan olumsuz duyguları daha da artabiliyor.

Kurban rolünü benimseyen çocuğun bir diğer dezavantajı da sürekli bizden destek gördüğü için kendini koruyamayan aciz bir insan olarak kendisini hissetmeye başlayabiliyor.

Bunun yerine ne yapılabileceği çok detaylı bir başka yazı konusu ancak en azından kardeşlerin anlaşmazlıklarına mümkün olduğunca az müdahale ederek, bu hakim/jüri rolünden uzak durmak, müdahale etmemiz gerektiği zamanlarda da ebeveyn olarak görevimizin suçlu/suçsuz hükmünü vermek değil, iki kardeşin kendi aralarında sorunlarını çözmeye çalışmasını desteklemek olduğu hatırlamak faydalı olabilir.

Sevgilerimle

Ahu

Close