Keşke Daha Kaygısız ve Rahat Bir Anne Olabilsem

Keşke daha kaygısız, pozitif, rahat ve huzurlu bir anne olabilsem diyenlere bu yazım.

Yani neredeyse kendim de dahil tüm annelere.

Anneler olarak o kadar çok konuda endişemiz var ki.

Gece gündüz durmadan neredeyse uykumuzda bile bu endişeler sürekli aklımızda.

Hiç durmuyor beyin. Yoruluyoruz. Bu düşünceler enerjimizi tüketiyor.

Ben yıllar içinde “sürekli endişelenerek yorulmaktan” o kadar “yoruldum ki”, hayatımı hem ben daha keyifli yaşamanın hem de etrafımdakilere daha keyifli yaşatmanın yollarını aramaya başladım.

Ve sonunda ulaştığım cevap aslında çok basitti ama bir o kadar da korkutucuydu:

Bu hayatta kendimizden başka hiç kimseyi ve hiç birşeyi kontrol edemeyiz. Gerekli planlamaları ve hazırlıkları yapıp, gerekli tedbirleri aldıktan sonra yapabileceğimiz tek şey, en iyisini ummak ve gerisine güvenip bırakmak.

Kime güvenip bırakmak?

Herkes için değişir. Kimimiz için Allah’tır, kimimiz için evrendir, kimimiz için belki adı bile yoktur, o sadece bir duygudur.

Ama hepimizin bizden daha büyük bir güce veya sisteme inanma ihtiyacı olduğunu düşünüyorum. Bana göre huzur buradan geliyor.

Yani endişe ettiğimiz her konu ile ilgili, aklımızda anlamsızca sürekli aynı düşünceyi döndürüp kendimizi ve çevremizi yıpratmak yerine:

Adım 1- Önce elinden gelen herşeyi yapmak

Yani elimizden gelen tüm planlama, hazırlık, tedbir, aksiyonları yapmak (tabii ki takıntılı hale gelmeden)

Adım 2 - Sonra endişelenmeyi bırakmak ve güvenmek

Yani negatif düşünceler “ya şöyle olursa”, “ya böyle olmazsa” gibi bizim iç huzurumuzu sabote eden düşünceler aklımıza geldiğinde (ki gelecek çünkü beynimizdeki korku merkezi amigdala hep iş başında), ona “evet olabilir, ama ben bu konuda yapabileceğim herşeyi yaptım ve yapıyorum, gerisine de güvenmeyi seçiyorum” deyip o düşünceleri kovmak.

Bana göre iç huzurun kaynağı bu. En azından bana iç huzur sağlayan ve çevremdekilere de bu huzuru yansıtmama yardım eden kaynağım bu.

Bunun bana getirdiği en büyük avantaj, bu iç huzur ve güven duygusuyla, eşimi, çocuklarımı ve hayatı sürekli kontrolüm altında tutmaya çalışma ihtiyacım azalıyor.

Kontrolu azalttıkça ilişkimiz güzelleşiyor ve kuvvetleniyor.

Hayatımız daha keyifli hale geliyor çünkü ben daha keyifli hale geliyorum.

Diğer türlü hayat çok sıkıcı, ben çok sıkıcıyım.

Herşeyi kontrol etmeye çalışmak, dünyanın yükünü ve tüm dertlerini kendi omuzlarımda taşımaya çalışmak, herşeyin benim istediğim gibi olmasına uğraşmak, herşeyin mükemmel olmasını istemek çoooook yorucu ve yıpratıcı. Hem benim, hem de etrafımdakiler için.

“Ama Ahu, sen de ne kadar rahatsın, bu dünyada bir sürü kötü şey oluyor, hiç korkmuyor musun” diye sorduğunuzu duyar gibiyim.

Elbette korkuyorum, bu doğal bir refleks. Kim ister ki kötü şeyler yaşamak.

Ama anladım ki, ben bu korkunun esiri olduğum zaman, sürekli aklımda endişelerle yaşarken, aslında şu anki hayatımı da keyifli yaşamıyorum ki. Güzelim hayatımı ve zamanımı harcıyorum.

Halbuki zamanımı elimden gelen, kontrolümde olan plan, tedbir ve hazırlıklara kullanıp sonra da cesaretimi toplayıp, güvenip gerisini bıraktığım zaman, o çok kıymetli “bugünümü” endişelerimle gölgelemeden tam anlamıyla yaşamak şansını kendime yaratmış oluyorum.

Çünkü tek kontrolümde olan şey bu, gerisi zaman kaybı.

İşte bir çoğumuzun aklında olan endişelerden bazıları:

Çocuklarımız iyi, dürüst, çalışkan, başarılı vs insanlar olacaklar mı?

Bilmiyorum, kontrolüm dışı.

Tek kontrolümde olan şey onlarda görmek istediğim davranışları kendim modellemek ve ebeveynlik konusunda kendimi sürekli geliştirerek, elimden gelen en iyi ebeveyni olmaya çalışmak. Gerisine güvenip bırakmaktan başka yapabileceğim birşey yok.

Bunu düşünmek ve endişe etmek bile çok yorucu ve stresli.

Acaba iyi ve başarılı insanlar olacaklar mı diye endişe ederek çöpe atacağım zamanı, onlarla keyif yaparak eğlenerek geçirmek, hem benim annelikten aldığım keyfi arttırıyor, hem de onların daha özgüvenli bireyler olmasını sağlıyor, hem de aramızdaki bağı kuvvetlendiriyor.

Onlara güvenmek insanı özgürleştiriyor, hafifletiyor, onların da önünü açıyor.

Evet birçok hatalar yapacaklar (hangimiz yapmıyoruz ki), ve bu şekilde hayatta tecrübe kazanıp güçlenecekler, bu bizim kontrolümüz dışı.

Onların hayatını kontrol etmeye çalıştıkça zaten bizden uzaklaşacaklar, bizi hiç dinlemeyecekler ve belki de küçük hatalarla tecrübe kazanmadıkları için daha büyük hatalar yapacaklar. Yani aslında ben çocuklarıma güvenerek uzun vadede onları daha iyi koruduğuma inanıyorum.

Büyüyüp benden ayrılacaklar, ya çok uzaklarda olurlarsa, ben onlarsız ne yaparım?

Evet ayrılacaklar ve umarım ayrılırlar ve onlar da kendilerine mutlu olabilecekleri bir hayat kurarlar.

Ama inanıyorum ki, onlar evden ayrıldıktan sonraki yakınlığımız onlarla çocukken kurduğumuz bağın ne kadar kuvvetli olduğuyla ilişkili olacak. Fiziksel olarak bizden uzak olmaları kalplerinin de uzak olacağı anlamına gelmiyor.

Çocukken çok yoğun bir şekilde aile sevgisini hisseden çocuk için hayatına kim girerse girsin kalıcı olan tek şey kendi ebeveynlerinin sevgisi olacak.

Büyüyünce belki okyanus ötesinde yaşayacaklar, bilmiyorum. Kontrolümde değil. Tek kontrolümde olan şey, onlarla daha çocukluktan, şu anda yoğun bir sevgi bağı kurup, okyanus ötesinden bile o sevgiyi koruyabileceğimize güvenmek.

Acaba çocuklarımın başına birşey gelir mi endişesi?

Bilmiyorum, kontrolüm dışı. Evet gelebilir ve yapabileceğim pek birşey yok.

Tek kontrolümde olan mümkün olduğunca güvenli bir çevrede yaşamak, güvenli bir okula göndermek, evdeki sivri köşeleri bantlamak, keskin aletleri ve ilaçları uzak tutmak, arabada bebek koltuğu kullanmak, emniyet kemeri takmak.

Onlara aşırı korumacı davranmayıp kendilerini korumayı öğretmek ve daha dayanıklı olmalarına destek olmak.

Takıntılı hale de gelmeden ama mümkün olduğunca sağlıklı beslemeye çalışmak, doktor kontrollerini yaptırmak vs.

Yani aşırı takıntılı hale gelmeden elimden gelen tüm tedbirleri almak. Gerisine güvenip bırakmaktan başka yapabileceğim birşey yok.

Bunu düşünmek ve endişe etmek bile çok yorucu ve stresli. Ya onlara birşey olursa diye endişe ederek çöpe atacağım zamanı, hazır onlar bugün yanımdayken onlarla maksimum keyifle yaşamaya çalışmak, en azından hayatımda oldukları zamanın keyfini çıkarmak, onları bol bol koklamak, şakalaşmak, sarılmak, alt alta üst üste tepinmek, bol bol gülmek bana sevdiğimi ve sevildiğimi hissettiriyor.

Ya bunu birgün kaybedersem korkusuyla bunları yapmazsam, o zaman onlar yanımdayken de onları kaybetmiş oluyorum. Hem onları kendi sevgimden mahrum bırakıyorum, hem de kendimi onların sevgisinden.

Eşimi kaybetme korkusu ile ilgili aynı şey geçerli.

Eşim birgün beni aldatır mı, terk eder mi, evliliğimiz biter mi endişesi?

Bilemem, kontrolüm dışı. Bugün mutluyuz diye sonsuza kadar öyle mi olacak, bilemem.

Ama kontrolümde olan şey ilişkimizin daha da sağlamlaşması ve mutluluğumuzun devam etmesi için, onun evde benimle mutlu ve huzurlu olabilmesi için elimden geleni yapmak.

Kendime özen göstermek, üzerimdeki stresi atmanın yollarını bulup keyifli ve huzurlu bir eş olmak, onu bol bol takdir ederek kendini iyi hissetmesini sağlamak, özel hayatımızı canlı tutmak için çaba sarfetmek, sorunlarımız olduğunda sakin sakin çözebilmek, onun da kendine zaman ayırıp nefes alabileceği anlar olmasını desteklemek vs.

Onun davranışları benim kontrolümde değil, ama benim ona karşı olan davranışlarım benim kontrolümde.

İlginçtir ki, şikayet edip, ondan beklemek yerine, ben ilk adımı atıp ilişkimiz için bu emekleri verdiğim zaman bana olan geri dönüşü kat kat fazla oluyor.

İşimizi kaybeder miyiz korkusu?

Evet olabilir, kontrol dışı, herkesin başına gelebilir.

Kontrolümüzde olan tek şey, önümüzdeki işe kendimizi %100 vererek, elimizden gelenin en iyisini yapmak, kendimizi geliştirmek vs.

İşin ilginç tarafı genelde işlerini kaybetmeyip koruyabilen insanlar da zaten bunu yapan insanlar. Buna rağmen kaybedenlerin de, pozitif bir yaklaşımda oldukları zaman, önlerine sonrasında daha güzel fırsatlar çıkıyor ve iyi ki başıma böyle birşey gelmiş diyorlar.

İş konusunda yaşanılan sıkıntıların fırsatlara çevirilebilineceğini kanıtlayan o kadar çok insan var ki dünyada ve çevremizde.

Çevre, ekonomi, savaş, hükümet, ülkenin geleceği, deprem vs ne olacak endişesi?

Çoğu kontrolüm dışında.

Kontrolüm dahilinde olan şeyler seçimlerde görev almak, mümkün olduğunca medeni çevrelerin içinde olmak, deprem durumuna karşı kendimi ve çocuklarımı eğitmek, gündemi takip edip olan bitene karşı uyanık kalmaya çalışmak ve çocuklarımı bilinçlendirmek, bazı kampanyaları desteklemek, para biriktirip zor günlere karşı tedbirli olmak vs.

Gerisi için, ben ne kadar endişe edersem edeyim, düşünürsem düşüneyim, yapabileceğim hiçbirşey yok. Bu endişelerle zaman geçirmek yine bana lütfedilen kıymetli zamanımı çöpe atmak demek.

Sonuç

Elimden geleni yapıp gerisine güvenmek bana huzur veriyor.

Hayatta yaşanılan herşeyin bir sebebi var.

Benim kişisel görüşüm, herşeyin arkasında bizden daha büyük bir güç var. Bizim için bizim düşündüğümüzden daha büyük planları olan bir güç. Bu güce herkes kendince istediği ismi verebilir.

Elimizden geleni yapıp, sonra cesaretimizi toplayıp, aşırı kontrolü bırakıp gerisine teslim olmak önceleri korkutucu gelsede, alıştıkça öyle güzel bir iç huzur ve özgürlük getiriyor ki insana…ohhh diyorsun, nefes alabiliyorsun, kafesten kaçmış özgür bir kuş gibi uçmaya başlıyorsun, işte o zaman gerçekten o anın keyfini çıkarıp yaşadığını hissedebiliyorsun.

İnsanın kontrolünde olan şeyleri yapması GÜÇ verirken, gerisine güvenip teslim olup en iyisini umarak oluruna bırakmak da HUZUR veriyor. Ben daha mutlu bir insan oluyorum, çevremi de daha mutlu ediyorum, böylece onlar da beni daha mutlu ediyorlar.

Güvensizliğin maliyeti:

KORKU

HUZURSUZLUK

ENDİŞE

SORUN ANINDA PANİK, GERGİNLİK

ZAMAN KAYBI

SEVGİ KAYBI

SIKICI BIR HAYAT

Tedbir + Güvenin getirisi:

SORUN ANINDA SAKİN OLABİLMEK

HUZUR

RAHATLIK

HEYECAN, EĞLENCE

SEVGİ

KENDİNİ %100 VERMEK

ANI YAŞAMAK

YAŞADIĞINI HİSSETMEK

Mesela, kızlarla ne zaman lunaparka gitsek, girer girmez ilk olarak aklıma “Burası Türkiye, burada sağlam yapılmaz böyle şeyler, umarım birşey olmadan atlatırız” diye düşünüp kendime eziyet etmeye başlıyorum ve stres oluyorum.

Ama çocuklarıma bakıyorum, o kadar mutlular ki, tek yaptıkları şey o anı, adrenalini heyecanı yaşamak. Onlara özeniyorum. Bu korkum yüzünden neler kaçırdığımı görüyorum üzülüyorum.

Sonra diyorum ki kendi kendime “Yıllardır binlerce insan bindi bunlara, bugün saatlerdir insanlar biniyor, hiçbirşey olmadı, buranın sicili temiz, güvenmek için her türlü sebep var, ama ola ki birşey olursa, o da bize denk düşerse, o da şans artık, yapacak birşey yok”.

Sonra “güvenmeye” karar verip (evet bu bilinçli bir karar) başlıyorum çocuklarımla eğlenceye. Sarılıyorum onlara, çığlık çığlığa öyle bir anı yaşıyoruz, yaşadığımızı hissediyoruz ve eğleniyoruz ki…bitince….ohhhh diyorum, iyi ki amigdalayı susturup, cesaretimi toplayıp korktuğum şeyi yapmışım.

Hem çocukların hem de benim keyifle hatırlayacağımız bizi birbirimize daha da bağlayan bir anımız daha oldu, şükürler olsun.

Son olarak sizi şu düşünceyle bırakmak istiyorum:

Daring Greatly kitabının yazarı Brene Brown, yaptığı araştırmada insanların en çok korkuyu ve endişeyi yaşadıkları anların, gerçekten kötü şeyler yaşadıkları değil tam tersi en huzurlu, en mutlu, en sevinçli oldukları anlar olduklarını tespit etmiş.

İlk duyduğumda mantıklı gelmemişti ama düşününce ne kadar doğru. Çünkü bu anlar bize farkında olmasak da kaybedebileceklerimizi hatırlatıyor.

Örneğin, stresli ve yorucu bir günün sonunda çocuklar yatakta, o masum ve sıcacık halleriyle mışıl mışıl uyuyorlar ve siz onları izliyorsunuz.

İtiraf edin:

Onları izlerken “Ne güzel içim ne kadar rahat çocuğumu ne güzel bir gelecek bekliyor, ne kadar mutluyuz” diye mi düşünüyorsunuz?

Yoksa “Ne olur herşey yolunda gitsin, başlarına birşey gelmesin, hep sağlıklı olsunlar” diye bildiğiniz tüm duaları mı ediyorsunuz?”

Sizi bilmem ama benim için genelde ikincisi. Aynı şekilde onları okula uğurlarken, keza eşimi işe veya seyahate uğurlarken de farklı duygular hissetmiyorum.

Bu duyguları yaşarken 2 seçenek var önümüzde (evet bu bir seçim):

  1. Bu duyguların tüm olumsuzluğuna kapılıp, iyice paranoyak olup hayatı kendimize ve dolayısıyla etrafımıza zehir etmek
  2. Bakıç açımızı değiştirip müteşekkir olmak. Yani hayatımızda kaybetmekten korkacağımız şeyler olması demek, hayatımızda bir kıymet ve anlam var demek. Yani müteşekkir olacağımız şeyler var demek. İşte bu korku ve endişe anları aynı zamanda bize bunu ve ne kadar şanslı olduğumuzu hatırlatmak için var aslında.

Ben bilinçli bir şekilde ikincisi seçmeyi kendime öğrettiğimden beri, çok daha huzurlu ve pozitif bir insan oldum.

Ne zaman bu endişeyi hissetsem aklıma hemen “Ne kadar şanslıyım, hayatımda endişe etmeye değecek benim için bu kadar kıymetli, bana bu kadar mutluluk veren şeyler var” deyip kendimce evrene teşekkür edip (sizin için başka bir kaynak olabilir) yoluma devam ediyorum.

Yine kişisel inancım, böyle yaparak aynı zamanda üzerimize daha pozitif bir enerji çektiğimize inanıyorum.

Sevgilerimle

Ahu

Close