Çocuğunuzu İhmal Etmeden, Kendinize Zaman Ayırmanın En Pratik Yolu

Eğri oturup, doğru konuşalım.

Hepimiz çocuğumuzu çok seviyoruz ama kendimize ve işlerimize de zaman ayırmaya ihtiyacımız var.

Ama bu her zaman o kadar kolay değil, çünkü çocuklar kendilerince son derece haklı olarak, sürekli ilgimizin ve zamanımızın peşindeler.

Örneğin, çocuğumuzla evde veya dışarıdayız ve herhangi bir şey ile meşgulüz. Belki masamızda çalışıyoruz, belki bir şeyler okuyoruz, belki ev işleri ile ilgileniyoruz, belki birisiyle konuşuyoruz. Çocuğumuz heyecanla yanımıza geliyor ve onu heyecanlandıran şeyi bizimle paylaşmak veya oyun oynamak istiyor, mesela belki odasında kurduğu bir oyun, pencerenin karşısındaki ağaca yuva yapan kuş, kapının önünde bulduğu solucan, lastiklerle bilezik yapma oyunu, beraber kitap okumak, kutu oyunu oynamak…yaşa göre değişiyor bu istekler.

Bir yandan işimizi bitirmek istiyoruz ve ona diyoruz ki;

“Şimdi değil”

“Şimdi meşgulüm, birazdan”

“Şimdi olmaz, sonra”

Hatta bazen daha da ileri gidip kırıcı olabiliyor sözlerimiz;

“Oğlum/kızım biraz rahat bırak beni”

“Sürekli bir şeyler istiyorsun, yeter ama”

“Git başımdan biraz”

Aslında amacımız çocuğumuzu kırmak değil, sadece önümüzdeki işi bitirebilmek veya biraz nefes alabilmek.

Ama maalesef çocuklar bunu böyle anlamıyor ve sanıyorlar ki, o anda ilgilendiğimiz iş onlardan daha değerli veya onlar için önemli olan şeyler bizim için o kadar önemli değil. Bu da onlara bazen yeterince sevilmedikleri, yeterince iyi olmadıkları ve değerli olmadıkları duygusu verebiliyor.

Niyetimiz bunu hissettirmek mi?

Asla değil, ama maalesef onların yorumu böyle olabiliyor çoğu zaman.

Yorum bu olduğu zaman da, ya o anda krize giriyorlar, ağlamalar, huysuzluklar, tripler, ne yaptığımız işten bir hayır geliyor, ne de çocuğumuzdan aldığımız keyiften ya da o anda tepki vermiyorlar ama başka bir zaman acısı başka davranışlarıyla kendini gösteriyor ve biz hiçbir anlam veremiyoruz, “şimdi bu da nereden çıktı?” diye düşünüyoruz.

Bir de üzerine içimizdeki “çocuğumla yeterince ilgilenmiyorum” suçluluk duygusu bize de kendimizi iyi hissettirmiyor, belki önümüzdeki işe devam ediyoruz ama içimiz de tam rahat değil.

Çoğu zaman da onları teknolojiye yönlendiriyoruz veya onların teknoloji taleplerini kabul ediyoruz, ama yine de içten içe kendimizi kötü hissediyoruz çünkü biliyoruz ki, bu kadar sık ve yoğun saatler tv ve tabletlerle geçirmek gelişimleri için zararlı.

Peki çözüm nedir?

Yani onlara bu duyguyu hissettirmeden ve onların ihtiyaçlarını karşılayarak, günlük hayatımızda kendimize de ihtiyacımız olan zamanı ayırabilmenin çözümü nedir?

Çözüm olarak sizinle Kathryn J. Kvols’un “Redirecting Children’s Behavior” kitabından bir yöntem paylaşmak istiyorum.

GEMs: Genuine Encounter Moments.

Tam Türkçe karşılığı yok aslında, en yakın karşılığı “İçten İlgi Anları” olabilir.

Ben bunlara “Kalp Yakınlaştırma Anları” demeyi daha çok seviyorum, nedenini okudukça anlayacaksınız.

“Kalp Yakınlaştırma Anları” nedir ve nasıl uygulanır?

Meşgul olduğumuz bir zamanda çocuğumuz bize geldiğinde mümkünse meşgul olduğumuz işi bırakıp, gözlerimizle, kulaklarımızla, tüm dikkatimizle, ruhumuzla çocuğumuza ihtiyacı olan ilgiyi ve alakayı göstermek.

Ama yarım kalple, yarım istekle, yarım akılla değil, elimizde telefonla değil, kendimizi %100 her şeyimizle vererek. Çok fazla soru sormadan, çok fazla yorum yapmadan o anı onunla paylaşarak ve olumlu geri bildirimlerde bulunarak.

İşin ilginç tarafı, kendimizi çocuğa tüm dikkatimiz ve ruhumuzla %100 verdiğimiz zaman, çocuğun o anlık ilgi ihtiyacını 30 saniye ile 3 dakika arasında gidermek mümkün oluyor çoğu zaman.

Bu o ilgiyi vermediğimiz zamanki krizleriyle ve uyumsuzluklarıyla başa çıkmak için harcadığımız zamanın çok çok altında çünkü bu tip krizleri aşmak en az 20 dakika bazen de çok daha uzun sürebiliyor.

Tükenen enerjimiz, bağırış çağırışlar ve yaşanan stres de işin cabası. Bunun yerine o anda ona vereceğimiz kısacık bir “Kalp Yakınlaştırma Anı” tüm bu stresi ve zaman kaybını engelleyebilir.

“Kalp Yakınlaştırma Anları” esnasında çocuğumuz muhtemelen kendini nasıl hissediyor?

“Benim için önemli olan, annem ve babam için de önemli.”

“Bana gerçekten değer veriyorlar, ben değerliyim.”

Bu da çocuğun kendisiyle ilgili duygularının ve özgüveninin altyapısını oluşturmaya katkıda bulunuyor. Onu tatmin ediyor.

“Kalp Yakınlaştırma Anları” bize nasıl katkıda bulunuyor?

Kendimizle ve ebeveynliğimizle ilgili iyi hissediyoruz, hele hele de çocuğumuzun gözlerindeki o pırıltıyı ve tatmini görünce bizim de ebeveynlikten aldığımız haz bambaşka oluyor.

Kendimize ayırdığımız zamanlardaki suçluluk duygumuz azalıyor çünkü biliyoruz ki ihtiyacı olduğu anlarda çocuğumuza kendimizi yarım yamalak değil %100 veriyoruz.

Bir diğer önemli avantajı da daha önce bahsettiğim gibi aslında o anda zaman ayırmak bize zaman kaybettiriyor gibi görünse de, 30 saniye ila 3 dakikamızı vererek, aslında daha sonraki belki 20 küsur dakikalık krizleri ve uyumsuzlukları engellemiş oluyoruz.

Sonrasında işimize geri dönüp en azından bir sonraki ihtiyaç duyacakları “Kalp Yakınlaştırma Anı”na kadar rahat rahat işimizi yapabiliyoruz (çoğu zaman).

Şimdi gelelim aklınızdan muhtemelen geçen en önemli soruya.

Peki ama çocuğum günde 100 kere benden “Kalp Yakınlaştırma Anı” bekliyor ve beni sürekli bölüyor.

Her seferinde “Kalp Yakınlaştırma Anı” tekniğini uygulamam mı lazım?

Cevap, “Hayır”.

Gerçekçi olalım, hem bu sizin açınızdan her zaman mümkün değil, hem de çocuğunuza, her talep ettiğinde, günde 100 “Kalp Yakınlaştırma Anı” vermek onun için ne kadar sağlıklı, tartışılır.

Sizin de onlardan bağımsız bir hayatınız olduğunu, dünyanın merkezi olmadıklarını (tabii onlara böyle söylemiyoruz), haftanın 7 günü ve günde 24 saat onların isteklerini yerine getiremeyeceğimizi, sabırlı olmayı ve başkalarının da ihtiyaçlarına saygı göstermeyi öğrenmek onların yararına.

Tabii ki verebildiğimiz kadar çok “Kalp Yakınlaştırma Anı” verelim her gün ama gerçekçi olalım, bunu yapamayacağımız anlar mutlaka olacaktır.

O zaman, onlara “Kalp Yakınlaştırma Anı” veremeyeceğimiz zamanlarda ne yapacağız?

Geçici olarak bir sınır çizeceğiz. Yani ona dönüp, gözlerinin içine bakıp, mümkünse tatlı bir şekilde dokunup şuna benzer birşey söyleyebiliriz;

“Şu anda bana söylemek veya göstermek istediğin şey benim için çok önemli ve seninle tüm dikkatimi vererek ilgilenmek istiyorum. Önümdeki işi bitirmek için 10 dakikaya ihtiyacım var, 10 dakika sonra yanına geleceğim ve tüm dikkatimle seninle olacağım/oynayacağım/….” çocuk ne yapmak istiyorsa.

Saati takip edebileceği bir yaşta ise muhtemelen kendisi de takip edecektir. Eğer yaşı küçük ise ve saat kullanmayı bilmiyorsa ona geriye doğru sayım yapan dijital mutfak saatlerinde kurup verebilirsiniz, bilir ki saat çalınca anne gelecek, böylece 2 dakikada bir “Anne ne zaman geleceksin, 10 dakika doldu mu?” diye peşinizden koşma ihtimali azalır.

Burada yapacağımız şey, bir nevi gecici olarak bir sınır çizmek ve gerçekten de 10 dakika sonra işimiz bitse de bitmese de onun yanına gidip, verdiğimiz sözü tutup, onunla %100 ilgilenmek. Dikkatinizi çekerim: 10 dakika 5 saniye sonra değil, 10 dakika.

Neden?

Çünkü güvenini kazanmak çok önemli. Eğer söylediğiniz süre sonunda onunla olacağınıza güvenirse zaman içinde bekleme konusundaki sabrı gitgide artacaktır ama güven duymazsa, sürekli size gelip sızlanmaya devam edecektir.

Bir diğer sebep de tabii ki kendimize olan saygımız ve çocuğumuza verdiğimiz sözü tutmamız. Hem de onların da verdikleri sözleri tutmaları konusunda örnek teşkil etmek.

Burada size verebileceğim bir başka önemli ipucu da ihtiyacınız olduğunu düşündüğünüz süreden 5-10 dakika daha uzun süre vermek onlara ki garanti olsun. Hatta bu şekilde söz verdiğiniz süreden daha önce işinizi bitirip yanlarına giderseniz, onların kahramanı olursunuz ve size olan güvenleri kat kat artar.

Peki ya onların bekleyemeyeceği kadar uzun bir süreye ihtiyacınız varsa?

Mesela 30 dakikadan fazla süreye ihtiyacınız var ve onun o kadar beklemesi zor. Beklentilerimizin yaşa uygun olması önemli. Yani her 3 yaşındaki çocuk 1 saat boyunca kendisini oyalayarak annesini bekleme kapasitesine sahip değil.

Özellikle küçük yaştaki çocuklarda anne ve babaları etraflarında olup, onlarla bir şeyler yapmadan uzun süreler kendi kendilerine vakit geçirmeleri hiç kolay değil ve pek adil değil. Bu bir nevi birisinin önümüze en sevdiğimiz tatlıyı koyup, sonra bunu yiyemeyeceğimizi söylemesi gibi birşey.

Özellikle çocuğumuzun yaşı küçükse ve uzun süre bölünmeden bir işi yapmaya ihtiyacımız var ise, onunla bu süre içinde ilgilenecek şekilde bir başkasından yardım istemek daha makul bir çözüm olabilir. Biz de ortadan yok olup, işimizi halledip, geri döndüğümüzde yine tüm aklımız, bedenimiz, dikkatimiz ve ruhumuzla çocuğumuza zaman ayırabiliriz.

İyi haber; geliştirme şansı verdikçe ve yaşları büyüdükçe, kendilerini oyalama ve eğlendirme süreleri daha uzun oluyor.

Çocuğunuzun kendini oyalama becerilerini geliştirmek için fikirlere ihtiyacınız var ise Hazırlıksız Çıkmam Abi ve Anne Sıkıldım!!! Cümlesiyle Başa Çıkmanın 6 Yolu yazılarımı okumanızı öneririm.

Sonuç

Bu sistemin ve becerinin gelişmesi biraz zaman alabilir ama siz tutarlı, sakin ve sabırlı bir şekilde uygulamaya devam ettikçe, 2 ileri 1 geri de olsa, zamanla ileri gideceksiniz.

Çocuğunuz daha sabırlı olmayı öğrenecek, siz de çocuğunuzla olduğunuz anların kıymetini ve tatminini daha yoğun hissedeceksiniz. Sonunda bu uygulama günlük hayatınızın doğal bir parçası haline gelecek, hem herkes ihtiyacı olan zamanı birbiriyle geçirirken, hem de kendi kendiyle olduğu zamanlar daha huzurlu olacak.

Önerim, eğer bu daha önce uyguladığınız bir iletişim şekli değilse, günde 1 “Kalp Yakınlaştırma Anı” ile başlayın ve zaman içinde arttırmaya çalışın.

Çocuğunuzla Kaliteli Zaman Geçirmek Düşündüğünüzden Çok Daha Kolay yazımın da ilginizi çekebileceğini düşünüyorum, keyifli okumalar.

Sevgilerimle

Ahu

Close